ONLAR KARNELERİNİ ALDI, PEKİ YA SİZ?
Bir eğitim öğretim döneminin daha sonuna gelerek yaz tatiline “merhaba” demek üzere olduğumuz şu günlerde, milyonlarca öğrenciye sahip gelişmekte olan bir ülke olarak “karne günü sınavını atlatma” konusunda bir türlü gelişemiyoruz ne yazık ki.
Bir dönem boyunca onca sınavı atlatan, ödevlerle boğuşup, çevre baskısıyla hırpalanan çocuklarımız için karne günü; tüm bu kargaşadan daha eziyetli bir gün haline geliyor. Başarı kavramının eve getirdikleri bir sayfalık belgeye bağlı olmasıyla beraber, milyonlarca rakibi ile sanki at yarışına girer gibi yarışan çocuklarımıza kızmak veya havalara uçurmak yerine, gelin bu karne gününde bir farklılık yapalım.
O belgenin üzerindeki yer alan hitabede, kimsesizlerin sesi olan cumhuriyeti gençliğe emanet eden Gazi’ye kulak verelim. “Çocuklar her türlü ihmalden ve istismardan korunmalı, her koşulda yetişkinlerden daha özel ele alınmalıdır.”
Karnenin eve ihmal ve istismar getirmesini engellemek için bilinçli bir tepki vermek gerekiyor. Evden kaçmalar, intihar girişimleri gibi tamiri zor dağılmalar hepimiz için çok üzücü oluyor. Toplumun genelinde ne yazık ki, iyi karne eşittir akıllı ve iyi çocuk, kötü karne eşittir tembel ve kötü çocuk gibi bir algı var. Halbuki bir çocuk eve getirdiği notlardan daha fazlasıdır. Karnedeki notlar, sene boyunca gösterilen çabanın ve yaşanılan sürecin sadece sayısal çıktısıdır. Bu sayısal çıktı, çocuğun zekasını ve kişiliğini göstermez. Çünkü karne duygusal zeka, dürüst olma, yaratıcı düşünme, duyarlı olma, sabırlı olma gibi özellikleri ölçmez.
Çocuğum hiç güzel not almasın mı diyenler olacaktır. Elbette güzel notlar alması çok güzel ancak kendinize şunu sorun; Çocuğumda beklediğim akademik beklenti ne kadar gerçekçi? Bunu sormanızın, karne olayını ele alışınızı oldukça kolaylaştıracağını düşünüyorum. Bu soruya eş olarak “Akademik başarıyı neden bu kadar önemsiyorum?”, “Beklentim kendi geçmişimle alakalı olabilir mi?”, “Ben çocuğumun yaşındayken karne günü neler hissetmiştim?” gibi soruları karneye karşı oluşan duygu ve düşüncelerinizi değerlendirme fırsatı bulabilirsiniz.
Elinden geldiği kadar çocuğunuzun okul hayatını takip eden bir veli iseniz, gelecek notları biliyor en azından tahmin ediyor olabilirsiniz. Böylece işiniz daha kolay olacak. Karne gelmeden önce çocuğunuz ile notları konusunda konuşun. Notları hakkındaki tahminlerini, beklentilerini önce çocuğunuza sorun. Daha sonra kendi düşüncelerinizi belirtin. Karne aldıktan sonra onu en çok üzen, en çok şaşırtan, en çok mutlu eden şeyin ne olduğunu sorarak karnesi hakkındaki duygu ve düşüncelerini öğrenebilirsiniz. Sıra size geldiğinde, çocuğunuzun duygu ve düşüncelerinizi katarak bir konuşma yapmanız, çocuğunuzun sizi daha iyi duymasına yardım eder.
Geleliim ödül-ceza konusuna. Ebeveyn olarak amacınız çocuğa, bilme ve öğrenme merakı aşılamaksa, ödüller ve cezalar, eldeki imkanları elinden almalar işe yaramaz. “Hadi çok çalış, karnen iyi olursa sana falan oyunu/oyuncağı alacağım.” veya “Bu sene sana tatil yok.” dediğiniz zaman, çocuğun hedefi hediyelere kavuşmak oluyor, öğrenmek geri planda kalıyor. Hal böyleyken, çocuk her başarısında hediye isteyince, tek kızacağınız kişi o olmamalı, bunu başlatan kim, bir düşünelim. Ödüller, gösterilen çabanın bir getirisi olmalıdır. Ödül illa somut bir şey olmak zorunda da değil. Gerçekten içten bir şekilde söylenen “Bu dönem her şeye rağmen elinden geleni yaptığını gözlerimle gördüm, seninle gurur duyuyorum” cümlesinin çok daha akılda kalacağını düşünüyorum.
Lafı daha fazla uzatmayalım. Sonuç ne olursa olsun çocuğunuz çabaladı ve bir tatili hak etti. Öğrenim hayatı boyunca alacağı notların ilişkinizi derinden yıpratmasına izin vermeyin. Sonuçta karneler geçici, aile-çocuk ilişkisi ise hep baki…
MUSTAFA KEKİLLİ
Yorumlar
Yorum Gönder