"İDAM İSTERÜK(!)"




Sokak ortasında bıçaklanan kadın… Kayıp çocuk… Eski koca… Eski Sevgili… Kimliği belirsiz şahıslar.. Taciz.. Tecavüz… Gönül ilişkisi olduğu söylenen bilmem kim…Uzun uzadıya yazmadım o klişe haber metinlerini. Zaten bu birkaç kelime dahi zihnimizde birçok ismi belirgin hale getirdi. Özgecan, Şule, Leyla, Güleda, Emine…Yalnızca 2019 yılında öldürülen kadınların, kaybolan çocuklarımızın isimleri yazmak bile sayfalar tutacak. Canımızı yakan her olayın ardından sosyal medyada tepki gösteriyor, kimi davaların bizzat takipçisi haline geliyoruz. Canilerin en ağır cezayı alması adına çabalıyoruz. Çoğu zaman da en yüksek kürsülerden en ücra kahve köşelerine kadar bir ses yükseliyor; “İDAM İSTERÜK”
Öncelikle idam hakkında bazı bilgileri vermek istiyorum. 1984 yılından beri fiili olarak uygulanmayan, 2003 yılından itibaren de AB Müzakereleri gereği kaldırılan idam, bugün 60 ülkede uygulanıyor. Aralarında ABD, Endonezya, Çin, Hindistan gibi ülkelerin de aralarında bulunduğu bu 60 ülkenin, 35’inde idam cezası savaş ve OHAL ile kısıtlanmış durumda. Yine bu ülkelerin yarısında en az 10 yıldır infaz edilen bir idam cezası yok. 2015 yılında yapılan bir araştırmaya göre idam cezalarının yüzde 89’u, İran, Suudi Arabistan, Çad, Somali gibi ülkelerde gerçekleşmiş. Yani bu cezaların geri kalmış diyebileceğimiz ülkelerde ağırlıkla gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Bu ülkeler arasında göze batan ABD’de ise 50 eyaletin 31’inde idam yer alırken, idam cezasını kabul eden eyaletlerde suç oranlarının arttığı tespit edilmiştir.
“İDAM İSTERÜK” diyenlerin düşüncelerine baktığımızda özellikle çocuk istismarı ve kadın cinayetlerinde zanlılar için “dünya bir pislikten kurtulsun, diğer kötülere de ibret olur” diye refleks bir düşünceye hakim olduğunu görüyoruz. Ancak unutulmamalıdır ki, insan hakları reflekslerle hareket edilmeyecek kadar hassas ve derin bir meseledir.
Yüzlerce suçluyu meydanlarda asabilirsiniz. En ibret verici olduğunu düşündüğün uygulamaları meydanlarda yapabilirsiniz. Ancak insan hakları bilincini toplumun tüm kesimlerine yerleştirmedikçe, bu saydığımız suçlar işlenmeye devam edecek. Hatta sayıları da hızla artacaktır.
“Bu vahşeti yapanlar insan olamaz, ölsünler” diyenler olabilir. Ancak farkında olmadan suçu meşrulaştırdığınızı fark etmek gerekiyor. İnsan olmayan bir mahlukun bu suçu işlediği düşüncesi, o caninin “akıl sağlığım yerimde değil” bahanesine destek niteliği sağlamıyor mu sizce de?
Cezaların amacı suçluyu ıslah etmek ve topluma kazandırmaktır. Yanlış anlaşılmasın. Bu, suçlunun mutlaka topluma kazandırılması anlamına gelmiyor. Kadın cinayetleri ve çocuk istismarına “iyi hal indirimi” olmaksızın en ağır ceza verilmelidir. Ancak bu ağır ceza idam olmamalıdır.
“Ne yapalım, içerde besleyelim mi?” diyecek noktaya geldiğinizi de görüyorum. Ancak bu söz de iyi şeyleri çağrıştırmıyor fark ediyorsanız.
Her şey bir kenara, idam cezası öngören suçları işleyenler, ölümü bir çare olarak görüyor olabilirler. Bu durum onları suça teşvik eder hale getirebilir. Hal böyleyken, idamın caydırıcılığı mümkün olmadığı gibi suç sayıları da artabilir.
Ülke tarihimize baktığımızda pek çok insanı ve bir başbakanı idam sehpasına göndermiş olan bir ülke olarak idam cezasını geri getirmek etkili bir çözüm olmayacaktır. “İDAM İSTERÜK” diyerek tembellik yapmak yerine sorunları enine boyuna masaya yatırmak gerekiyor. Kadına yönelik şiddet ve çocuk istismarlarının birçok sebebi var. Bu sorunları çözmek konusunda da evde, sokakta, okulda hepimize düşen sorumluluklar var. Yazıyı daha fazla uzatmamak adına bu sorumlulukları gelecek yazımda aktarmaya çalışacağım. Gelecek yazıya kadar herhangi bir kadın cinayeti veya çocuk istismarı haberine denk gelmemek dileğiyle…


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

UÇURTMA AVCISI - KİTAP İNCELEMESİ VE TAVSİYESİ

NE ARA BÖYLE KÖTÜ OLDUK?

SINAV ÖNCESİ SON PAZAR